HAZRETİ MUHAMMED

peygamber hayatları, hz. muhammed.

Hz. Muhammed, son din olan İslam’ın peygamberidir. Hz. Muhammed, farklı rivayetler arasında genel kabul gören kanaate göre Fil Vakasından 50-55 gün sonra Rebiyülevvel ayının 12’sinde pazartesi günü doğmuştur. (a.g.e., I, 100-101; Makrîzî, I, 6-7) Annesi Âmine, Kureyş kabilesinin Benî Zühre koluna mensup Vehb b. Abdümenâf’ın kızıdır.  Babası Abdullah Kureyş kabilesinin Haşimoğluları koluna mensuptur.

Hz. Muhammed ‘in soy ağacı

Annesi Amine
Babası Abdullah
Süt Annesi Halime
EşleriHz. Hatice, Hz. Aişe, Hz. Sevde, Hz. Hafsa,
Hz. Zeynep Binti Huzeyme, Hz. Ümmü Seleme,
Hz. Zeynep Binti Çahş, Hz. Cüveyriye,
Hz. Ümmü Habibe, Hz. Safiye, Hz. Meymuna, Hz. Mariye
Dedesi Abdulmuttalip
Amcaları Zübeyr (Ebû Tâhir), Ebû Tâlib, Abbâs, Ebû Leheb, Hamza,
Mukavvim, Hacl, Hâris, Dırâr, Gaydak, Abdülkâbe, Kusem
ÇocuklarıKasım, Abdullah, Zeynep, Fatıma, Ümmü Gülsüm,
Rukiyye, İbrahim
Süt KardeşleriŞeyma, Abdullah, Üneyse
Hazreti Muhammedin Ailesi

Hz. Muhammed ‘in Mekke Dönemi

Hz. Muhammed ‘in doğumunda meydana gelen mucizeler

Resulullah’ın (s.a.v.) yeryüzüne teşrif ettiği mübarek gecede bazı olaylar meydana gelmiştir bunları şöyle sıralayabiliriz:

  • Hazret-i Âmine’nin bildirdiğine göre kendisi ne hamileliği ne de doğum esnasında hiçbir zahmet çekmemiş ve Allah Resulü dünyaya gelirken doğu ile batı arasını aydınlatan bir nurun kendisinden çıktığını görmüştür. Peygamber temiz bir şekilde, ellerini yere dayayarak doğmuş ve başını semaya kaldırmıştır. (İbn-i Sad, I, 102, 150.)
  • O anda şeytan, hayatında hiç olmadığı kadar büyük bir çığlık koparmıştır. (İbn-i Kesir, el-Bidâye, II, 271.)
  • İran baş kadısı ve din adamı Mûbezân, rüyasında birtakım serkeş develerin bir sürü yürük atları önlerine katarak Dicle ırmağını geçtiklerini, İran topraklarına yayıldıklarını görmüştür.
  • Semâve Vadisi’ni su basmıştır.
  • Kisrâ’nın sarayından 14 sütun yıkılmıştır.
  • İranlıların, tapınaklarında bin yıldan beri hiç sönmeden yanan ateşleri sönmüştür. (İbn-i Kesir, el-Bidâye, II, 273.)

Hz. Muhammed ‘in Çocukluğu

 Hz. Muhammed’in babası Abdullah akranları arasında çok beğenilen bir gençti. Abdullah 18 yaşlarında iken Âmine ile evlenmiştir. Kabul edilen rivayete göre ticaret için gittiği Suriye’den dönerken Medine’ye uğramış ve orada hastalanarak vefat etmiştir. Böylece peygamberimiz doğmadan yetim olmuştur.

Doğumundan sonra Hz. Âmine’nin Hz. Muhammed’i fazla emziremediği gözlenmişti. Bu durumdan dolayı Hz. Muhammed’i bir süre Ebû Leheb’in cariyesi Süveybe emzirdi; daha sonra, Mekkeli ailelerin çocuklarını çölün sağlıklı havasında büyüyüp fasih Arapça öğrenmeleri için bedevî kabilelerinden bir sütanneye teslim etmeleri geleneğine uyularak Hevâzin kabilesinin Sad b. Bekir koluna mensup Halime bint Ebû Züeyb’e verildi. Hz. Muhammed çocukluğunun ilk 2 yılını süt ailesinin yanında süt kardeşleriyle beraber geçirdi. Süt kardeşleri Abdullah, Üneyse ve Şeyma onunla beraber oyun oynayıp ilgilendiler. Halime 2 yıl sonunda çocuğu ailesine teslim etmek üzere Mekke’ye götürdü. Ancak Âmine çöl havasının oğluna yaradığını gördüğü, bazı rivayetlere göre ise o sırada Mekke’de veba salgını bulunduğu için (İbn Sad, I, 112) onun bir müddet daha Halime’nin yanında kalmasını uygun buldu. Hz. Muhammed 4 yaşına kadar sütannesinin yanında kaldı. Birçok kaynağa göre Hz. Halime ve ailesinin Muhammed’i yanlarına aldıktan sonra bolluğa kavuştuktan başka olağan üstü nitelikte bazı olaylarla karşılaştıklarını kaydeder. 6 yaşına gelen Muhammed’i cariyesi Ümmü Eymen’le birlikte yanına alan Âmine, Abdulmuttalib’in annesi dolayısıyla ailenin dayıları sayılan Benî Neccâr mensuplarını ve Abdullah’ın kabrini ziyaret etmek amacıyla Medine’ye gitti. Medine’de bir ay kadar kaldıktan sonra Hz. Amine dönüş yolunda Medine’ye yaklaşık 190 km. mesafede bulunan Ebva köyünde hastalanıp vefat etti. Ümmü Eymen, Muhammed’i Mekke’ye götürüp dedesi Abdulmuttalib’e teslim etti. Abdulmuttalib, Hz. Muhammed’e (s.a.v.) gereken ihtimamı gösterdi. Yanından hiç ayırmadı, ona baba şefkati ve sevgisinin eksikliğini hissettirmedi. 8 yaşına kadar dedesinin yanında kalmıştır.

Abdulmuttalib ölmeden önce, 8 yaşında olan Hz. Muhammed’in (s.a.v.) bakımını oğlu Ebû Tâlib’e verdi. Ebû Tâlib, Hz. Muhammed’i (s.a.v.) çocuklarından daha fazla sevdi, onun uğurlu olduğuna inandı ve iyi yetişmesi için gayret sarfetti. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz ’in ikinci annem dediği hanımı Fâtıma bint Esed (r.a.) de ona kendi çocuklarından daha çok alâka gösterdi. Ebû Tâlib nübüvvetten sonra da yeğeninin yanında yer aldı ve kendisini korumak için elinden geleni yaptı. Hz. Muhammed’in amcası Ebû Talib’ in ve eşi Fatıma el-Esediyye’ nin pek derin ve samimi sevgileriyle karşılanmıştır. Bu evde o, gerçek bir baba ve anneden görülecek yakınlığı ve ilgiyi bulmuş, Ebû Talib ve Fatima onu “Evin bereketi” olarak görmekteydi.

Rahip Bahira ile karşılaşması

Ebu Talib, Ticaret yapmak amacıyla Şam taraflarına giden bir kervanın yönetimini devir aldı. Yeğeni ile birlikte yola çıktı. Suriye taraflarında Busra adıyla bilinen bir kasabaya yakın yerlerde, Bahira adında bir din adam kervan halkını misafir etti. Henüz 12 yaslarında olan yetimle Özel olarak ilgilendi. Babasının doğmadan öldüğünü öğrendi. Ona birkaç soru sordu ve sonra Bahira, bu çocuğun son peygamber olduğunu anlayarak Ebu Talib’e döndü:

– “Bu çocuğu daha ileri götürme Yahudilerin onu öldürmelerinden korkarım” dedi.

Ebu Talib Bahira’nın sözünü dinledi ticaretini Busrâ’ da yaptı ve dönüş emrini verdi.

Hz. Muhammed ‘in Gençlik dönemi

Amcasının durumunun çok iyi olmaması Hz. Muhammed’i çobanlık mesleğine yöneltti. Amcasının hayvanlarıyla birlikte komşuların hayvanlarını da güttü. Hz. Muhammed aldığı Ücretle amcasına yardımcı olmaya çalıştı. Çobanlık günlerinde Mekke’ de yapılan bir eğlenceye katılmak için sürüsünü arkadaşına bıraktı ve şehre indi. Fakat oturur oturmaz gözlerine çöken bir uykuya daldı. Uyandığı zaman güneş doğmuş, eğlence yeri bomboş kalmıştı. İkinci bir defa denediği ve yine uyuyup kaldığı eğlencelere, bir defa daha katılma isteği olmadı.

Yirmi yaşlarına ulaşmış olan Hz. Muhammed, Kureyş ve Kays Kabileleri arasında çıkan ve haram aylarda yapıldığı için “Ficar savaşı” diye bilinen savaşta yer aldı. O, bu savaşta, karşı taraftan atılan okları toplayıp amcalarına ulaştırmış fakat bizzat savaşa katılmamıştır.

Hz. Muhammed’in Hilfü’l-Fudûl’a katılması

Cahiliye adetlerine ve zulüme dur demek, güçsüzlerin Haklarını korumak maksadıyla Mekke’ de bir dernek kurulmuştur. “Hilfu’l-Füdûl” (Erdemliler Topluluğu) adı verilen bu derneğin en genç üyesi Hz. Muhammed’dir. Peygamberliğin geldiğinden sonraki günlerde “Tekrar böyle bir anlaşmaya çağrılsam tereddüt etmeden katılırdım” dediği bu dernek, “Denizlerde bir tüyü ıslatacak kadar su bulundukça mazlumun yanında bulunma ve ona destek olma” prensibine dayanıyordu. Birkaç faydalı faaliyeti olan hilfu’l -füdûl fazla devam edememiştir.

Hz. Hatice ile tanışması ve evlenmesi

Ebu Talib’in yanına gelişi üzerinden 17 geçmiş ve 25 yaşına ulaşmıştı. Mekke zenginlerinden dul bir hanım olan Hatice’nin, Şam’a göndermek üzere hazırladığı bir kervana yönetici olarak katıldı. Hatice o güne kadar defalarca ticaret kervanı hazırlamış ama dönüşte kendisine rapor veren kölesi Meysere’den aldığı bilgilere dayanarak her defasında yöneticiyi değiştirmiş fakat bir türlü aradığını bulamamıştı. Bu defa Ebû Talib’ in yeğenini deneyecekti. Öteden beri onun hakkında duyduğu bilgilere dayanarak ona iki misli ücret ödemeyi kabul etmişti. Yıllarca önce sevgili amcasıyla geçilen yollar bir defa daha geçildi. Bahira’nın öldüğü öğrenildi, onun yerini alan “Nastûra” ile görüşüldü. Onun tavsiyesiyle yine, Busra’ da ticaret yapıldı ve dönüldü. Her seferde elde edilen kârın iki misline ulaşılmıştı. Ayrıca köle Meysere, Mekke’ye dönüşte Hanımefendisini ziyaret etmiş ve kervan reisinin, aranılıp bulunmayacak değerde bir insan olduğunu anlatmıştı. Onu, her yönüyle güvenilir fevkalade bir kişiliğin sahibi olarak gördüm, diyordu. Meysere’ ye göre artık aranılan bulunmuştu. Bir başkasını aramaya ihtiyaç kalmamıştı. Bu rapor Hatice’yi bir başka karara sevk etti. O güne kadar Mekke eşrafı tarafından yapılan evlenme tekliflerini reddetmişken bu defa evliliğe kendisi talip oldu. Arkadaşı Nefise’yi bu is için görevlendirdi. Çok geçmeden müjdeyi vermek üzere dönmüştü. Nikah töreni Hatice’nin evinde yapıldı. Bundan böyle evi Hatice hanımın evinde kalmak ve aile reisi olmak üzere Muhammed b. Abdullah amcasının evinden ayrılmış oluyordu. Değerli esinin ticaretini artık kendisi yürütecekti.

Hz. Muhammed ‘in Kabe hakemliği

Mekke özelikle Kâbe, zaman zaman sağanak halinde yağan yağmurların oluşturduğu sel faciasının etkisinde kalıyordu. Hz. Muhammed 35 yaşlarına ulaştığı günlerde şiddetli bir sel ile Kâbe, önemli ölçüde zarar gördü. Bu arada çıkan bir yangın Kâbe’nin yeniden yapılmasını gündeme getirdi. Cidde yakınlarında karaya oturan bir geminin enkazı satın alındı. Kabileler arasında birlikle yapımına başlandı.

Güney-Doğu kösesinde yer alan “el-Hacerül-Esved” ismiyle bilinen ve göklerden geldiğine inanılan taşı yerine kimin koyacağı meselesi ortalığı karıştırdı. Her kabile bu şerefli işin kendine ait olduğu görüsünü savunuyor, bir başka kabileye hak tanımıyordu. Kılıçların çekileceği bir anda içlerinden birisi Mescid-i Haram’a ilk girecek olan kişinin hakemlik yapması teklif edildi. Kapıdan giren ilk insan, Hz. Muhammed olmuştur. İçlerinden birisi;

  • İşte el-Emin geliyor, onun hakemliğine razıyız diye bağıranlar oldu.

İtiraz eden olmadı. Durum anlatıldı. O sırtından örtüsünü çıkarıp yere serdi. Hacerü’l Esved’i onun üzerine koydu. Her kabileden bir insanın tutmasını istedi. Kabile temsilcileri Hacerü’l Esved’i beraber götürdüler. Sonra Hz. Muhammed taşı aldı ve yerine yerleştirdi. Böylece kavgalı mesele sulh yoluyla halledilmiş oluyordu. Kabe’nin yapımı devam etti.

Hz. Muhammed ‘e İlk vahiy gelişi

Hazreti Muhammed, 40 yaşlarına ulaşmıştı ve kendisinde bir takım alışılmadık hallerin meydana geldiğini hissetti. Geceleri gördüğü rüyalar, sabah aydınlığı gibi ortaya çıkıyordu. Artık peygamberliğin ilk belirtileri başlamıştı. “Rüya-ı sadıka” adı verilen bu rüyalarla ihtimal ki onun kendine güveni tazeleniyor, yükleneceği ağır görevin ilk temelleri atılıyordu. Rüyalar 6 ay kadar devam etti. Bu arada o, insanlardan uzaklaşıp yalnız kalma duygusuyla doldurmaktaydı. Evine ve işine bağlı bir insan olan Hz. Muhammed, bu duyguya karşı koyamayacağını anlayınca bir miktar azık aldı, Mekke’nin güneydoğu tarafında ve Mekke’ye 5 km. mesafede bulunan Hira Dağına geldi. Dağın tepesinde bulunan bir mağaraya yerleşti. Buradan Mescidi Haram görünmekteydi.

Yiyecek ve içeceği tükendikçe şehire iner ve azığını alıp hemen dönerdi. Hz. Muhammed Hira Dağında bir ay kadar kaldı. Ramazan ayı bitmek üzereydi. Kadir gecesinin sabaha yaklaştığı sırada idi birden karşısında vahiy meleği belirdi.

Vahiy Meleği: Oku.

Hz. Muhammed: Ben okuma bilmem.

Bu cevap üzerine vahiy meleği onu yakaladı ve kuvvetle sıktı. Öyle ki Hz. Muhammed kemiklerinin birbirine geçtiğini zannetmişti. Melek onu bıraktı. Ve melek tekrar

Vahiy Meleği: Oku.

O güne kadar okuma ve yazmayla hiç ilgisi olmamıştı. İstese de okuyamazdı. Bu sebeple ayni cevabi verdi.

Hz. Muhammed: Ben okuma bilmem.

Melek tekrar tuttu, ikinci defa takati kesilinceye kadar sıktı, bıraktı ve

Vahiy Meleği: Oku. Emrini üçüncü defa tekrarladı.

Hz. Muhammed: Ben okuma bilmem, ne okuyayım şeklinde karşılık alınca Vahiy Meleği üçüncü defa yakaladı ve sıktı. Her üç sıkışta da Hz. Muhammed öleceğini zannedecek dereceye gelmişti. Onu bırakan

Melek bu defa:

Yaratan Rabbinin adıyla oku. Rabbin insanı bir damla kan pıhtısından (yapışkan bir sudan) yarattı. Oku, Rabbin sonsuz kerem sahibidir. Kalemle yazmayı Öğretmiş. İnsana bilmediğini öğretmiştir) (Alak 1-5) anlamına gelen ilk 5 ayeti okudu ve gözden kayboldu.

Hz. Cebrail’in sıkıştırmasıyla adeta yoğrulmuş, eti kemiği birbirine geçmiş hale gelen ve birdenbire karşılaştığı, bu durum ile iyiden iyiye sarsılan Hz. Muhammed mağaradan çıktı. Dağdan aşağı, inmeye başladı. Dağa çıkarken Muhammed b. Abdullah idi, şimdi Muhammed Resulullah olarak iniyordu. Dili meleğin okuduğu 5 ayeti okuyor, ama karşılaştığı tahammül edilmez olayın etkisiyle bütün vücudu titriyordu.  Artık insanlığın hidâyet güneşi doğmuştu. Kâinatı kucaklayacak bir rahmetin temsilcisi, insanlığın en büyük ve en son hidayet rehberi, Allah in en şerefli ve en sevgili peygamberi Hira Dağı’nın kayalıklar arasındaki incecik ve belirsiz yollardan aşağı inmekteydi. O yoldan inmeye başlarken kâinat onu selamlıyordu.

Evine geldiğinde “Beni örtün, beni örtün” dedi. Örttüler, bir zaman yattı. Dinlendikten sonra olanları anlattı ve sözlerini “Kendimden korktum” diyerek bitirdi.

Hanımı Hatice onu şu sözlerle teselli etti:

Hayır, Allah seni asla perişan etmeyecektir. Çünkü sen akrabalık bağlarını devam ettiren, misafire ikramı olan, güçsüzlerin yükünü üzerine alan, fakiri giydiren ve kazandıran, felakete uğrayanların yardımına koşan bir insansın.

Fetretül Vahiy dönemi

Resulullah Efendimiz vahiy meleğinin ikinci defa gelmesini günlerce bekledi. Süre uzadıkça Efendimizin hissettiği sıkıntı da arttı. Zaman zaman Hira Dağ’ına yapılan yolculuk bir netice vermedi. İslam tarihinde bu olay “Fetretu’l Vahiy” adıyla bilinmektedir. Resulullah Efendimizin Hira Dağında geçirdiği bir ay sonunda azığını almak üzere Mekke’ ye döndüğü esnasında Hz. Cebrail’i görmüştür. Bu defa bütün ufuklar kaplayan pek heybetli bir görünümü vardır. Büyük bir korkuyla evine gelen Efendimiz yine kendini örtmelerini istemiş ve yatmış ama vahiy meleği gelmiş “Ey örtüsüne bürünen, kalk insanlar uyar. Sadece Rabbini büyük bil ve büyük olarak tanıt. Elbiseni tertemiz tut. Pislikten ibaret olan putlar terk etmekte daim ol” (Müddesir/75) ayetini okumuştur.

Bu ayetleri ilk defa Hz. Hatice’ ye okundu. Cevap olarak şehadet kelimeleri söylendi. Böylece İslam ve iman tarihinin ilk sahifesine Hz. Hatice’ nin ismi kaydedilmiş oluyordu. Onu takip eden ilk 3 isim Hz. Ebû Bekir, Hz. Zeyd ve Hz. Ali’dir. Hz. Peygamberin kızları Zeynep, Rukiye, Ümmü Gülsüm ve Fatıma, değerli anneleri ile birlikte iman yolunun ilk yolcular arasında yerlerini aldılar. Daha sonra Hz. Ebu Bekir’in üstün gayretleriyle bir kısım insanlar İslam dinini kabul etmişlerdir. Osman b. Affan, Abdurrahman b. Avt, Sa’d b. Ebi Vakkas, Halid b. Said, Eba Ubeyde b. Cerrah, Said b. Zeyd. gibileri gizlice yapılan davetle İslam’ı kabul ettiler.

Açık davet

3 yıla yakın bir zaman boyunca yürütülen gizli daveti yakın akrabadan başlamak üzere açık davet takip etti. Resulullah Efendimizin davet edip yemek ziyafeti verdiği bir toplantıda akrabasından İslami kabul eden bulunmadı. Amcası Ebu Leheb karşı gidip, bizim başımıza bela getireceksin derken, Ebû Talib sevgili yeğenini sonuna kadar destekleyeceğini bildirdi.

Safa tepesi Kâbe’nin Güneydoğu tarafında ve 200 metre kadar ilerdedir. Bir gün Resulullah (s.a.v) Efendimiz bu tepeye geldi. İnsanlara seslenerek etrafına toplanmalarını sağladı.

 –Peygamber Efendimiz: Şu tepenin ardında, size hücum etmek üzere hazır bekleyen bir süvari birliğinin bulunduğunu haber versem inanır mısınız, dedi.

Kalabalık: Elbet inanırız. Çünkü senin yalan söylediğini duymadık, dediler.

Peygamber Efendimiz: O halde bilin ki ben size Allah tarafından gönderilen bir peygamberim. Sizi, Allah’tan başka hiçbir ma’budun bulunmadığına ve benim de onun elçisi olduğumu kabule davet ediyorum. Eğer kabul ederseniz cennete girersiniz, kabul etmezseniz ben size dünyada ve ahirette hiçbir fayda veremem, dedi.

Efendimiz sözlerine devam edemedi. Kızıl sakallı bir adam yerden aldığı taşları ona fırlatmış ve “Kahrolası, elleri kuruyası… Bizi buraya bunun için mi topladın?!..” diye haykırmıştı. Bu adam, amcası Ebû Leheb idi.

Ebu Lehebin Hz. Muhammed ‘e zulümleri

Hz. Muhammed’in safa tepesinde yaptığı konuşmayı bölen Ebu Leheb, bu davranışı sonucunda toplananlar dağıldılar. Ebu Leheb işi burada bırakmadı, oğulları Utbe ve Uteybe’yi çağırdı, şayet Rukiye ve Ummü Gülsüm’le ilgilerini kesmezlerse kendileriyle ilgisini keseceğini bildirdi. Eşi Ümmü Cemil bu konuda Ebû Leheb’e bütün varlığıyla destek oluyordu. Sonuç baba ve annenin arzu ettikleri gibi oldu. Bir başka ifadeyle Yüce Allah, sevgili peygamberinin gözlerinin nuru iki güzeli onlardan kurtarmış, oluyordu. Hz. Peygamber Rukiye’ yi Osman b. Affan ile evlendirdi.

 Bundan böyle Ebu Leheb ve eşi boş durmayacak, evlerinde biriktirdikleri, pislikleri Hz. Peygamber’in kapısının önüne yığacaklar, hatta Ummü Cemil (bu kadın Ebu Süfyan’ın kız kardeşidir), özel olarak topladığı dikenleri Efendimizin geçeceği yollara serecektir. Bazen Hz. Peygamber’in karşısına çıkıp “Ne haber var senin şeytandan?” gibi sözlerle Efendimizi rahatsız edecek, bazen “Bugün Kureyş’e ne gibi yalanlarla aldatacaksın?” diye alay edecektir. Ebu Leheb Hz. Peygamber’ in kapı bir komşusudur. Diğer komşusu ise Ukbe b. Ebu Muayt’ tir. Ukbe de Ebu Leheb’den geri kalmayan çirkin davranışlarıyla Hz. Peygamber’i üzecek ve pek fena hatıralar bırakacaktır. Bir gün Cebrail Sevgili Peygamber’imize kısa bir sure getirdi. “Ebu Leheb ‘in elleri kurusun. Gerçekten de onun elleri kurumaya mahkûm edilmiştir. Onun malı da kazanıp biriktirdiği de ona fayda vermeyecektir. O, kıyamet günü alevli bir ateşe girecektir. Karısı da boynunda bükülmüş bir iple odun taşır halde o ateşe girecektir.“(Tebbet Suresi) buyuruldu. Pek tabii olarak bu sure Ebû Leheb’ in hoşuna gitmeyecek, düşmanlığını daha da arttıracaktı. İlk zamanlarda Hz. Peygamber, Cebrail’in getirdiği vahyi ezbere alabilmek için onunla beraber okumaktaydı. Yüce Allah indirdiği ayetlerde vahyin geldiği sırada sadece dinlemesini, o ayetleri kalbinde ve zihninde tespit etmenin kendisine ait olduğunu bildirdi. Bundan böyle Hz. Peygamber sadece dinledi. Vahiy olduğu gibi kalbine nakşedildi. Hayatının sonuna kadar hiçbir ayette yanılmadı, kekelemedi.

Hz. Muhammed ‘in Medine dönemi

Hicret

İkinci Akabe Biati’nden sonra müşrikler, Müslümanların sığınıp kendilerini koruyacak bir yere hicret edeceklerini öğrenince, yaptıkları eziyetleri arttırmaya başladırlar. Müslümanlar bu dayanılmaz işkenceler sebebiyle Mekke’de oturamayacak hâle geldikleri için, hâllerini Peygamber Efendimize arz ettiler ve hicret için izin istediler.  Ve ilk hicret olan Habeşistan’a gerçekleşti. Sonra Müslümanlar sırayla Medine’ye hicret etmeye başladı. Hz. Ebû Bekir (r.a.), hicret etmek için Resulullah’tan (a.s.) izin istemiş, fakat O (a.s.): “Acele etme! Umulur ki Allah sana bir arkadaş nasip eder.” buyurmuştur. Hz. Peygamber (a.s.) beraber hicret edeceklerini haber verdiğinde ise Hz. Ebû Bekir (r.a.) sevincinden ağlamıştır. Hz. Muhammed’e suikast kurmayı planlayan müşriklere karşı Allah tarafından Hz. Muhammed uyarıldı. Hz. Muhammed emanetleri teslim etmesi üzerine Hz. Ali’yi yatağına yatırarak hicret etmek için Mekke’den Ebu Bekir’le beraber yola çıktılar. Takipçileri şaşırtmak için Mekke-Yemen yolu üzerinde, Medine’ye ters istikamette, Mescid-i Haram’ın güneydoğu istikametinde ve oraya yaklaşık 4 km. uzaklıktaki- Sevr Dağı’nda zirvesine yakın bir yerde bulunan bir mağarada gizlendiler. Mağarada kaldıkları süre boyunca, Hz. Ebu Bekir’in (r.a.) azatlısı ve çobanı Amir b. Füheyre, her akşam, onlara süt ve yiyecek, Abdullah b. Ebu Bekir de şehirdeki haberleri getirirdi. Yoldayken Süraka b. Malik onları yakalamak için yaklaştı ve atlarının ayakları kuma gömüldü. Bu durumdan sonra Süraka yakalamaktan vazgeçti. Hz. Muhammed’in Medine’ye gelişi büyük sevinçle karşılanmıştır.

Medine dönemi ve Mescid-i Nebevinin inşaatı

Peygamber Efendimiz, Medine’ye hicret ettiğinde, Medine’de onu büyük bir kalabalık karşıladı. Çocuklar “Tale’al Bedru ‘Aleyna” isimli İslam’ın ilk ilahisini söylediler. Medine’de bir şenlik vardı Allah Resulü ilahiler, selamlar eşliğinde Medine’ye giriş yaptı. Hz. Muhammed’i herkes kendi evinde ağırlamak istedi. Fakat Peygamberimiz, hak geçmemesi adına devesi nerede durursa orada konaklayacağını söyledi. Deve, ilk olarak boş bir arazide durdu. Peygamberimiz buranın iki yetime ait olduğunu öğrenince, burayı satın alarak bir mescit inşası başlattı. Çünkü Medine’de namaz kılmak için mescit bulunmuyordu. Peygamberimiz, mescidin inşasında bizzat kendisi de çalışmıştır. Mescidin inşası bitince, kendisine ayrılan bölüme taşınmıştır. Mescidi Nebi’ye kimsesizlerin ve yolcuların kalabilecekleri Suffa adında odalar yapıldı. Ayrıca toplantıların yapıldığı, Müslümanların bir araya geldiği bölüm de eklendi. Hatta çocukların eğitimleri bile burada verilirdi.

Peygamberimiz, Mekke’den gelen muhacirlerle Medineli Ensar arasında kardeşlik ilan etti. Hemen ardından Medine’de yaşayan yerli halkla Medine sözleşmesi imzaladı bu sözleşme yeni kurulan İslam devletinin varlığına dair ilk yazılı belgeydi.

Muahat (kardeşlik anlaşması)

Müslümanların ve Peygamberimizin, Medine’ye hicretiyle birlikte toplumsal bütünleşme çalışmaları başlatıldı. Peygamberimiz, bu doğrultuda Mekke’den gelen muhacirlerle Medineli ensar arasında kardeşlik ilan etti. Her bir ensar, bir muhacirle kardeş olarak, malını, yiyeceğini paylaştı. Böylece Arap toplumunda eşi görülmemiş bir İslamiyet kardeşliği oluşturulmuş oldu. Hatta İslamiyet’ten önce aralarında kan davası olan Evs ve Hazreç kabileleri Müslüman olduktan sonra barış içinde yaşadılar.

Hz. Muhammed ‘in yaptığı savaşlar

Hicret edildikten sonra müşrikler rahat durmadılar. Müslümanlara saldırmaya devam ettiler. Bunun sonucunda 624 tarihinde müşriklerle Bedir Savaşı yapıldı. Bu savaşta Müslümanlar kaynaklara göre 313 kişiyken Müşriklerin sayısı 1000 kişiydi. Sayıca az olmasına rağmen müşrikler kaybederken Müslümanlar savaşı büyük bir cesaretle kazandılar.

Bedir Savaşını kaybeden müşrikler hem Bedir’i geri almak hem intikam amacıyla bir yıl sonra 625 tarihinde saldırdılar ve Uhud Savaşı yapıldı. Uhud savaşında Hz. Peygamberin okçular tepesinde görevlendirdiği kişilerin yerini terk etmesiyle savaşın rengi değişti ve müşrikler bu savaşı kazandı. Uhud savaşında Hz. Peygamber yaralanırken Hz. Hamza ile birlikte 70 sahabe şehit olmuştur. Uhud savaşında her ne kadar müşriklerin bir üstünlüğü olsa da istediklerini tam olarak alamamışlardı. Müşrikler bu noktadan hareketle büyük bir güç toplayarak Medine’ye tekrar yürüdüler.

Bu haber üzerine Allah resulü Sahabelerle istişare etti ve Medine çevresinde Hendekler kazıldı. 627 tarihinde yapılan bu savaşa hendeklerden kaynaklı Hendek Savaşı denildi. Bu Savaşını Müslümanlar kazandı ve Müşrikler büyük bir hezimete uğradılar.

Bu savaşlar sonrasında İslamiyet hızla yayılmaya başladı. Bir güç haline geldiler. Mekke’ye giderek Kabe’yi ziyaret etmek isteyince Müşriklerle 628 tarihinde Hudeybiye Anlaşması imzalandı. Bu anlaşma neticesinde müşrikler Müslümanların varlığını resmen tanımıştır. İslamiyet daha hızlı yayılmaya başladı.

628 tarihinde Hayber kalesi peygamber efendimiz ve sahabeleri tarafından fethedildi. Bu fetihle Şam ticaret yolu Müslümanların kontrolüne geçmiş oldu. 629 tarihinde ise Müslümanlar ilk defa Bizanslılar ile karşı karşıya geldi. Mute savaşı ismi verilen bu savaş Hz. Peygamberin elçisi Haris Bin Ümeyr’in öldürülmesi üzerine yapılmıştır. Müslümanlar 3.000 Bizanslılar ise 100.000 kişi idi. Savaşta tam bir kazanan olmamıştır.

Mekke ‘nin Fethi 11 Ocak 630’da gerçekleşmiştir. Mekkeli müşriklerin hudeybiye Antlaşması’na muhalif hareket ederek Müslümanların himayesinde bulunan Huzaa kabilesine saldırması üzerine İslam Peygamberi Hz. Muhammed komutasındaki ordusu Mekkeli Kureyşlilerin elinde olan Mekke’yi adeta savaşmadan fethetmiştir.  İslam tarihinin dönüm noktalarından birisidir. 

Mekke’nin fethinden sonra sıranın kendilerine geleceğini ön gören Havazin kabilesi toplanarak Müslümanlara saldırmaya karar vermişlerdir. Bunu haber alan Hz. Peygamber ve sahabeleri hazırlandılar ve 630 tarihinde Huneyn Savaşı yapıldı. Oldukça güçlü bir ordu ile gelen Müslümanlar belki de onun gururu ile başta sendeleseler de daha sonra toplanarak kesin olarak savaşta üstün gelmişlerdir.

Hz. Muhammed ’in mucizeleri

  • En büyük mucizesi Kuran-ı Kerim
  • Ayın 2 parçaya ayrılması
  • Bedir savaşından hemen Müşriklerin nerede öldürüleceğini haber etmesi
  • İsra ve Miraç mucizeleri
  • Taşın Hz. Peygamber’le konuşması
  • Parmaklarının arasından suların akıtılması
  • Yemeğin bereketlenerek çoğalması
  • Duasıyla yağmurun hemen yağması
  • Çağırdığı ağacın yürümesi ve konuşması
  • Önünü ve arkasını aynı anda görmesi ve geceleyin de gündüz gibi görmesi
  • Hutbe okuduğu hurma kütüğünün ayrılığa dayanamayarak ağlaması
  • Hayber’in Fethin’de Zehirli keçi etinin zehirli olduğunu haber vermesi

Hz. Muhammed ‘in Vefatı

Hz. Muhammed (sav) yaklaşık yüz bin sahabeler ile birlikte 632 tarihinde hacca gitti. Bu hacca tarihte VEDA HACCI denilmektedir. Veda haccında peygamberimiz hemen sonra Medine’de hastalanarak 13 Rebiyülevvel pazartesi günü (8 Haziran 632) vefat etti. Hz. Peygamberin kabri bugün Medine’de “Ravza-ı Mutahhara’da” bulunmaktadır.

Kaynakça:

  • “MUHAMMED”, TDV İslâm Ansiklopedisi,
  • Osman Nuri Topbaş, Hazret-i Muhammed Mustafa 1, Erkam Yayınları
  • Osman Nuri Topbaş, Son Nefes, Erkam Yayınları
  • Ahmet Lütfi Kazancı, Hazreti Adem’den Hatem’ül Enbiya’ya Peygamberler tarihi
YAZAR BİLGİSİ
İslami hakikatleri Allah rızası için insanlara ulaştırmaya çalışan bir kul.
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.